sirma

başkasının içi acıyor diye düşüncelerime gem vuramam. sen nasıl bu durumda içinin acımasını normal bir duygu olarak benimsiyorsan peruk altı türbanı komik bulmam ya da kep altı türbanı komik bulmamı da normal karşılaman gerekir ki bu bir saygıdır **işine geldiği kısımları alıp işine gelmeyen kısımları da ayırt etmen konuya ne derece objektif yaklaştığının bir göstergesidir. ben beklerdim ki peruk altı türban yada kep altı türban yerine tanga üstü türban benzetmesi içini acıtsaydı. hakikaten biraz düşünüp analiz ettim, elimi de vicdanıma koydum aklımı kullanmayı denememe gerek yoktu zira bunları zaten aklımla yaptım ve gördüm ki neye karşı çıktığınızı bile bilmiyorsunuz, bir bayrak açıyorsunuz ama sırf açmış olmak için, sebebini kendiniz bile bilmiyorsunuz. belli bir amacınız yok fevri bir davranış sizdeki; sizin düşüncenize sataşıldığını düşünüp hemen karşı atakta bulunma girişimlerine başlamak. durup düşünseni, özeleştiri yapsanız aslında kötü bir insan olmadığınızı siz de göreceksiniz *
siz ve sizin gibiler bir çekidüzen verseniz kendinize de bizimde espri anlayışımız değişse siz de rahat etseniz bizde diyen yazar kişisi.

seriat

dünyaya geliş şeklimizi seçme şansımız ne yazık ki yok. yani bayan yada erkek olarak doğabilmemiz kendi tekelimizde değil dolayısıyla bayan olmamız bizim hatamız değil...
hal böyleyken bayan olmamız hasebiyle bunun bedelini ağır ödeyeceğimiz bu sistemi benimsemekte akıl karı olmasa gerek.

kara dut un mitolojk hikayesi

bir hikaye.
bir zamanlar birbirlerine asik iki genc vardi.
kizin adi tispe delikanlininki ise piremus idi.
bunlar yanyana evlerde otururlardi.
birlikte buyuduler ve cocukluklarindan beri birbirlerine karsi ask beslerlerdi.
fakat aileleri gorusmelerini istemezler, birbirlerine uygun olmadiklarini dusunurlerdi.
oysa onlar birbirlerini olesiye seviyorlardi. iki evin arasinda gizli bir catlak vardi.
aileleri bunu bilmezler onlarda geceleri burda bulusur o aradan birbirlerine seslerini duyurur
asklarini dile getirirlerdi.
bir gece ormandaki agacin altinda bulusmaya karar verdiler.
tispe agaca piremus dan once varmisti.
gittiginde avini yeni yemis, agzindan kanlar akan
kocaman bir aslanla karsi karsiya geldi.
korkarak bi magaraya dogru kosmaya basladi.
farkinda olmadan yolda boynundaki esarpini dusurmustu.
o sirada piremus geldi. gordukleri karsisinda donup kalmisti.
kocaman aslan agzinda kanlarla birlikte biricik sevgilisi tispe nin esarpini parcaliyordu. .
o an aklina gelen ilk ve tek sey
aslanin tispe yi oldurerek yedigiydi.
tispesiz yasayamazdi.
aklindan gecen sadece aski ugruna canina kiymakti.
belinden hancerini cikardi ve gogsune sapladi.
kanlar icinde cansiz bedeni yere dustu.
bu sirada tispe ise korkusunu bi kenara atip
bir an once askini gormek icin magaradan cikmaya karar vermisti.
agacin altina geldiginde o korkunc sahneyle yuzlesti.
piremus un cansiz vucudu yerdeydi ve elinde
tispenin dusurdugu esarpini tutuyordu.
ilk once genc kiz olanlar karsisinda aglamaktan hicbir seyi anlayamamisti.
ama esarpi ve uzaklasan aslani gorunce anladi.
bi an magarada dusundugu o korkunc sey basina gelmisti.
ve onun oldugunu dusunen piremus aski ugruna canina kiymisti.
tispe bir an bile dusunnmeden hanceri aldi ve gogsune goturdu..
onlarin aski olesiye bir askti ve olum bile onlari ayiramazdi.
eger piremus aski ugruna olumu goze aldiysa o da hic cekinmeden canina kiyabilirdi ve hanceri sapladi.
birden vucudu piremusun bendeninin ustune yigildi.
o anda tanrilar bu yuce aski olumsuzlestirmek istediler ve bu ciftin ustunde duran agaci onlarin askina adadilar.
piremusun kanini bu agacin meyvelerine,
tispenin gozyaslarini ise agacin yapraklarina verdiler.
******
o gunden beri kara dut agacinin meyvesinin
cikmayan lekesini,(piremusun kan lekesini),

dut agacinin yapraklari,( tispenin gozyaslari) temizler..
******
bilir misiniz dut agacinin meyvesinin lekesi cikmaz ama
elinize agacin yapragini alir avusturursaniz lekenin gittigine goreceksiniz.

turkiye de tanri var mi

h. gökhan özgün yazısı,

dostoyevski'nin 'tanrı sorunsalı' enteresan bir sorunsaldır. basitliği yüzünden enteresandır. 'tanrı yoksa her şey ama her şey mübahtır.'
aslında dostoyevski, ahlakı ve tanrı'yı bir ve aynı şey olarak görür, ortaya attığı sorunsalın basitliği bundandır. tanrı yoksa ahlak da yoktur. en azından ahlaka gerek yoktur.
ama dostoyevski'nin kafa kurcalayan, bazen de insanı baştan çıkaran meselesi burada bitmez. çünkü, daha da enteresan olan bu önermenin tersidir. ahlâk yoksa, tanrı da yoktur.
işte bu noktada dostoyevski'nin basitliği insan denen garibanın taşımakta güçlük çekeceği bir karmaşaya kavuşur. 'küçük bir çocuğa işkence edilen bir dünyada tanrı yoktur' diye isyan eden dostoyevski, zaman zaman da 'tanrı'nın olduğu bir dünyada küçük bir çocuğa işkence edilmemeli' diye düşünür. yani 'insanlık hali'ne şahit olmanın getirdiği şüpheyle, inancın mahsulü şevk arasında bocalar durur.
dostoyevski'nin teolojisi bir anlamda 'ateist' bir teolojidir. kutsal kitaplar üzerinden ilerlemez. dostoyevski'nin dünyasında 'niye?' diye soran kişi inançlıdır, ahlaki bir meselesi vardır. 'niye olmasın?' diye soran kişi inançsızdır ve onun için her şey mübahtır. dostoyevski'yi büyük yapan da belki budur. inançlı bir hıristiyan olmasına rağmen, tanrı'yı kendi inancı, kendi kitabı üzerinden değil, evrensel kavramlar üzerinden tartışmış olmasıdır.
batı, tanrı üzerinden yüzyıllarca ahlakı tartışmıştır, uzakdoğu ahlakı, 'her şey üzerinden' binlerce yıl tartışmıştır. biz ise medeniyetlerin daha ziyade çarpışarak büyük bir kaza yaptığı ortamda ahlakı yalnızca bir lise dersi olarak biliriz ve gökten yurdumuzun üzerine düşmesini bekleriz. ne yazık ki kitaplar gökten iniyor ama ahlak gökten inmiyor. ahlak beşeridir ve üzerinde durulmazsa şaşabilir.
bugün memleketimize baktığınızda kaç kişi bulabilirsiniz, hangi kesimden olursa olsun, 'niye?' sorusunu soran. memleketimizde gittikçe 'niye olmasın?' sorusu büyük bir hırsla 'niye?' sorusunun yerini almaktadır.
ırak'a girelim mi?
burada 'niye' sorusuna cevap vermek deveye hendek atlatmaya benzer.
ama türkiye 'niye olmasın'ı sever.
amerika girmiş, pkk orada, ordumuz büyük, halkımız huzursuz, 'e, niye olmasın?' valla meseleyi böyle koyarsanız, girelim o zaman.
'niye olmasın'cılar cesurdur, 'niye'ciler korkak. 'niye olmasın'cılar süratlidir, 'niye'ciler hantal. 'niye olmasın'cılar kahramandır, 'niye'ciler teslimiyetçi ve vatan haini. 'niye olmasın'cılar külyutmazdır, 'niye'ciler şaşkın ve saf. 'niye olmasın'cılar gerçekçidir, 'reel'dir, 'niye'cilerin aklı bir karış havada. 'niye olmasın'cılar mütevazı ve halkçıdır, 'niye'ciler mağrur ve entel.
halbuki ahlakı tartışmayı başarabilmiş toplumlarda bunun cevabı basittir. 'niye'cilerin bir 'ahlak meselesi' vardır. 'niye olmasın'cıların, şu veya bu nedenle yoktur. o kadar.
işin en garibi, 'niye'cilere türkiye'de bugünlerde 'liberal' deniyor. 'niye olmasın'cılara ise canı ne isterse, milliyetçi, bağımsızlık yanlısı, cumhuriyetçi, demokrat, hatta liberal, duruma göre, ne gerekirse.
demokrasilerde asker vesayeti olmaz dersin. binbir renkte 'niye olmasın?' cevabı alırsın. birey ölçeğinde de durum aynıdır. 'devrimci' bir yönetmen 'değme faşist' bir film yönetir. 'niye?' diye sorarsın. cevap basittir. 'niye olmasın?'
bu 'niye olmasın' meşrebi o raddeye varmıştır ki, artık memleketimizde bunu temsil eden bir siyasi parti bile vardır. adını da hızlı hareket etme kabiliyetinden almış olsa gerek, o parti, evet bildiniz, 'genç parti'dir.
türkiye'nin zaafının kendi zaaflarıyla örtüştüğünü keşfeden cem uzan, türkiye'nin partisini, 'niye olmasın' partisini kurmuş ve bir çırpıda son sürat büyütmüştür. bu muammaya kısa bir süre şaşıran türkiye, sonra cevabını hemen bulmuş ve rahatlamıştır: 'niye olmasın?'
genç parti programı küçük küçük ilan edilebilir kıvamdadır. çünkü türkiye'nin bütün 'niye olmasın'larını eksiksiz sıralamaktadır. yarın meclis'e girerse ve bu partiyle birileri koalisyona giderse, işte o koalisyonun adı da 'niye olmasın' koalisyonu olacaktır.
evet, türkiye 'olmazlar' demokrasisinden, 'niye olmasın' demokrasisine geçmeyi başarmıştır. belki bir gün, öyle kendiliğinden 'niye' demokrasisine de geçiverecektir.
di mi? niye olmasın?
not: bu arada oyakbank, 'pkk yardakçısı' hollandalılara satılmış. niye olmasın?
hollandalılar niye pkk yardakçısı? niye olmasın?
ordunun bankası niye var? niye olmasın?

muhtac oldugun kudreti damarlarinda arama o kandan sende yok cunku senin kanin bozuk

hala arayış içerisinde olan arkadaşlar görülmektedir. şanslarını zorlamamaları tavsiye olunur.

zamparalik

ne kadar güzelsiniz
- biliyorum... onun için bu yaşta evliyim
- pardon yenge

mekan haydarpaşa:
-pardon saati sorablir miyim?
-şurda kocaman yazıo göremiyo musun?


adam kızın oturduğu masaya yaklaşır yanındaki boş sandalyeyi tutar ve dil sürçmek suretiyle..
-boş musunuz
-hayır arkayı beşledik gör müyon mu?
-ben sandalye için sormuştum
-ben sizi yanlız bırakayım o zaman


tanışmak isteyen erkek kızın masasında birşey arar gibi yapar. kültablasını kaldırır altına bakar vs. aranır da aranır.
sonunda kız dayanamaz ve sorar:
- ne arıyorsunuz siz?
- sizinle tanışmak için güzel bir bahane arıyordum, ama bulamadım
- bunun üzerine benim "aaaaayy çok tatlısınnn" mı demem gerekiyo
- eeööö e tabi olabilir
- defol!!

-daha önce tanışmış mıydık yavrum?
-sanmam hayvanat bahçesine gitmeyi sevmem
-hönk


- pardon tanışabilir miyiz?
- sebep?
- eeöö
- eee
- güzelsiniz desem
- bu benim sorunum desem?
- pardon abla


- tanrım... sizi daha önce tanımalıydım
- ben o kadar vakit kaybını göze alamazdım
- nasıl???
- naş diyorum kısa ve öz!



- yalnızmıyız?
- sorduğun soruyla çelişme
- nası?
- hem çoğul hem yalnız olamayız dimi ama..
- öhmm pardon
- ne o bayım.. zeki mi geldim?


- ilk görüşte aşka inanır mısınız?
- ....
- inanmıyosanız çıkıp bi daha gelicem de
- ay yesinler sempatik şey
- ehehe
- dövecem ama bak!!


- merhaba nasılsın
-
- şaşırdın mı?
-
- ben varol..
- yokol!!!



kız köpek gezdirmektedir;

- ehhehe ne sevimli şey... ısırır mı
- parcalar bile..


- ne güzel gözleriniz var
- lens onlar
- eööe olsun yine de güzel
- ha sonuna kadar zorlucam şansımı diyosun.


- sizi birine benzetiyor gibiyim?
- siyah kuşak var bende.... asıl ben seni benzetebilirim


-kabalığımı maruz görün. bu kadar güzel olmayı nasıl başarıyorsunuz?
-makyaj.
-hayır hayır bu cenabı allahın bir güzelliği olmalı
-bilemiyorum allahla işim olmaz.
- ??! -kaçar-


- pardon bayan bişey sorabilirmiyim ?
- tabii..
- bu ne güzellik ??
- hangisi?..



-pardon saatiniz var mı acaba?
--yok maalesef...
-bende var...
-iyi güle güle kullan

- pardon saatiniz var mi acaba?
- yok, maalesef.
- aliriz?
- yemezler


-merhaba, saat var mı
-ne?
-saat diyorum.
-eee
-kaç olmuş acaba?
-ne oldu randevun mu var.
-yoo.
-o halde niye soruyorsun?
-merak ettim de
-bi git be!!


- pardon isminizi öğrenebilir miyim?
- naapcan
- kalbime kazıycam, kimse unutturamasın diye
- ha çok romantiğim diyosun
- evet...
- peki embesilliğini gizleyebilecek bi özelliğin var mı?


-pardon tanışabilir miyiz?
-2 soru sorcam bilirsen tanışırız
1-cumhurbaşkanımızın adı:
-erdoğan
-daaaaat
2- ekmek kaç ytl
-ytl mi o ne
-daaaaaaaaat hadi canım hadi seni televoledeki mankenler paklar



- sigaran ve sen ölesine birbirine benzionuz ki... ama onu ben yaktım, beni de sen..
- allala enteresan... bence de sen ve sigaram benziyosunuz... ikinizi de ayağımın altında ezebilirim
- upss


- bayaannn gülüşünüz ne kadar tatlı. babanız şekerci mi?
- hayır semerci senin gibi eşeklere semer dikiyoo...

erkeksen

bir can dündar yazısı,

erkeksen...

biz erkeklere daha çocuk yaştan aşılanan erkeklik, hasbelkader sahip olduğumuz bir kişilik özelliği değil, üyesi olmaktan gurur duymamız gereken bir imtiyazlılar kulübü, her daim iftiharla taşımamız gereken bir klan nişanesidir.
o denli kıymetlidir ki onu hakkıyla taşıyabilmek için erkek olarak dünyaya gelmek yetmez; erkekliğin gerektirdiği hal, tavır ve ritüellere de uygun davranmak, erkekliği olur olmaz her fırsatta ve yerde "ispatlamak" da gerekir.
"erkek gibi yürü"necektir, "adam gibi konuş"ulacaktır, "erkeksen aşağıya in"ilecektir.
"erkeksen" dayılanmasının muhatabı, bunun gereğini yapmadı mı, kendisini bir daha insan içine çıkamayacak hale getiren ithama hazır olmalıdır:
"karı gibi kaçtı."
iki abdullah'ın, erkeklik vurgulu iki mesajı, iki gün üst üste yansıdı gazetelere:
önce abdullah gül, "erkekliğin ispatlanacağı dönemler olduğunu" söyledi. yiğitlik tekelini er kişilere veren bir gaf yapıp "erkeklik, mertlik, yiğitlik, korkmadan meclis'e gelip oturmaktır" dedi.
ardından abdullah öcalan örgütüne seslendi: "yanına iki karı alan kaçıyor. aslında bunlar, karıdan yüz kat daha aşağıdırlar, karıdan yüz kat daha karıdırlar."

'göster oğlum amcana pipini'
bu demeçlerde, ataerkil ailelerde "göster oğlum pipini amcanlara" böbürlenmesiyle yetiştirilmiş oğlanların ezikliğini okumak mümkün...
gerçekten de en çok erkeği ezer erkeklik...
yanındaki kıza laf atana okkalı bir kafa atamamanın, maçta topu tutamamanın, askerde düşmanı mıhlayamamanın, yatakta kadını haklayamamanın, eve ekmek taşıyamamanın yarattığı tahribat o denli büyüktür ki bunlarla baş edebilmek, ezikliğini örtebilmek için efsaneler uydurarak erkekliğini yüceltir erkek:
adama öyle bir kafa atmıştır ki, topa öyle çakmıştır ki, kızı öyle haklamıştır ki...
malum, erkek bir kızla birleşerek erkekliğini "kazanır"; kız ise erkekle birleşerek kızlığını "kaybeder".
erkeklik bayrağı, en çok da zifaf döşeklerinde, askere uğurlama törenlerinde, büyük derbilerde, meclis kürsülerinde, örgüt evlerinde yüceltile yüceltile insanlığın başına bela olmuştur.
kim bilir kaç zifaf cinayetinde erkeklik zaafının duyulmasından kaygılanan erkek kaygıları rol oynamıştır.
kaç töre cinayetinde, kaç sevilmemiş çocukta, ilan edilememiş kaç aşkta, yok yere çekilmiş kaç hançerde, gereksiz yere ilan edilmiş kaç savaşta bu fuzuli dolduruşun parmak izleri vardır.

bir böbürlenme vesilesi
bu haliyle erkeklik, çalışıp para kazanamamanın, siyasette sözünü tutamamanın, örgüte hâkim olamamanın, bütün cakaya rağmen bir kızı koluna takamamanın, çocuğuna istikbal kuramamanın ezikliğini, yaratıcılık eksikliğini, yetenek yoksunluğunu, kısaca yaşamdaki ezilip ufalanmışlığı saklayan, unutturan bir böbürlenme vesilesidir.
çare?
öncelikle siyasette, sporda, medyada erkek egemen söylemin teşhirinden işe başlamakta yarar var.
sonra, oğullarımıza amcalarına göstermek için pipilerinden daha değerli şeylere sahip olmayı öğretmeliyiz.
belki böylece bir sonraki erkek kuşağını ve siyaset ortamını erkekliğin cenderesinden kurtarabiliriz.

cagdas musluman toplumlarin temel sorunu

dini hükümlerinin hukuk hükümlerinden önde gelmesi ve dünya nüfusunun %60 ını oluşturan hristiyan toplumlara adaptasyonununun zor olması ve bu toplumların önyargılı yaklaşımlarıdır.

müslüman toplumların adaptasyon sağlamak maksadı ile kendi aralarında oluşan ikilem de var tabii
yani gelenekçi ve yenilikçi; gelenekçiler genelde hristiyan toplumlarla iletişimin kendi toplumlarına zarar vereceği görüşündedirler ancak yenilikçiler de daha çağdaş olabilmek için geleneklerden ödün verilmesi gerektiğini savunurlar.

pkk bugune nasil geldi

bir gökçe fırat yazısı,

pkk bugüne nasıl geldi?
12 nisan tarihinde genel kurmay başkanımız org. yaşar büyükanıt tarihi gelişmeleri değiştiren bir basın toplantısı düzenlemişti. bu basın toplantısında bugün tartışılan kuzey ırak’a operasyon konusuna da değinmiş ve şunları söylemişti:
“şu soruyu bana sorabilirsiniz: ‘peki kuzey ırak’a bir operasyon yapılmalı mı?’
yapılmalı.
olayın iki boyutu var. birincisi sadece asker olarak baktığım zaman, evet yapılmalı.
fayda sağlar mı?
evet, sağlar.
olayın ikinci boyutu, siyasi olaydır. bir hudut ötesi operasyon yapılması için bir siyasi kararın ortaya çıkması lazım.”
şimdi burada biraz duralım ve hem pkk meselesine hem de kuzey ırak meselesine nasıl bakmamız gerekir düşünelim.
pkk 1978 yılında kurulduğunda marksist bir söylemle yola çıkmıştı, bağımsız bir kürt devleti kurmayı hedefliyordu. böylesi bir hedef, elbette ki avrupa’nın ve abd’nin sevr’de somutlaşan “büyük kürdistan” emelleri için de kullanılabilirdi. nitekim öyle de oldu. kurulduğu andan itibaren pkk’nın bu yöndeki faaliyetleri bu güçlerin desteğini almayı başardı.
fakat pkk’nın asıl işlevsel hale geliş tarihi 1991’dir. bu ana kadar klasik bir “ulusal kurtuluşçu” çizgi isteyen pkk, bu andan başlayarak, etnik bir kışkırtmanın piyonu haline geldi.
bu tarih aynı zamanda abd’nin ırak’a ilk körfez operasyonu’nu düzenlediği tarihtir. pkk’nın çizgi değişikliği ve birdenbire artan etkinliğinin sırrı da buradadır.
genel kurmay başkanımız da basın toplantısında bu hususu değerlendirmiş ve “bu savaşta türkiye cumhuriyeti koalisyon güçlerine destek vermiştir. ancak sonucunda türkiye zarar görmüştür.” demiştir.
burada yaptığı açıklamada büyükanıt pkk’nın bugüne gelmesinde üç dönüm noktası olduğunu vurgulamıştı. birinci aşama anılan birinci körfez savaşı, ikinci aşama körfez savaşı sonrası 36. paralelin kuzeyinin ırak’a yasaklanması, üçüncü aşama ise 2003 martında başlayan ikinci körfez saldırısı.
genel kurmay başkanı bu üç dönüm noktasından geçerek pkk’nın bugünkü gücüne kavuştuğunu belirtmiştir. ve sözlerinin başında da şunu demiştir: “bu bölüm bir kısmıyla belki de bir özeleştiri olarak da kabul edilebilir.”
çekiç güç’ü hatırlayan var mı?
o halde pkk meselesine biraz da bu özeleştiri çerçevesinde bakmaya çalışalım.
1991 yılında başlayan abd saldırısında türkiye’ye büyük bir baskı uygulanmıştı. bu savaşta türkiye de abd’nin yanında savaşa katılacak, ırak’a kuzeyden girecekti. böylece türkiye ırak’taki pastadan pay almak için masaya oturacaktı. fakat o dönem turgut özal’ın tüm çabalarına karşın genelkurmay bu plana direndi ve türkiye böylesi bir operasyona dahil olmadı.
fakat 1991 sonrasında abd saddam’a kuzeye, yani bugünkü sözde kürt devletinin kurulduğu bölgeye uçuş yasağı getirdi.
bu sayede bölge tüm kürt örgütleri için güvenli bir sığınak haline geldi. pkk da bu bölgede güç kazanmaya başladı.
pkk’nın güç kazanmasının en önemli nedenlerinden biri ise bugün pek kimsenin bahsetmediği çekiç güç’tür. bilindiği gibi abd, saddam’ın herhangi bir ani saldırısına karşı türkiye’de bir abd operasyon gücünün kurulmasına izin verdi. bu gücün tüm komutası abd’ye bırakıldı ve türkiye kendi sınırları içindeki bu güce hiçbir zaman denetim uygulayamadı.
peki çekiç güç aslında ne yapıyordu?
çekiç güç’ün pkk’ya askeri ve lojistik destek verdiği bugün bilinmektedir. çekiç güç helikopterleri pkk’lılara yardım maddesi atarken yakalanmıştı. olayı belgeleyen gazeteci daha sonra bir “trafik kazasında” hayatını kaybetti.
yine bu olayın üzerine giden dönemin jandarma genel komutanı eşref bitlis de bu defa “uçak kazası” sonucu öldü.
dolayısıyla bugün için üzerinde önemle durulması gereken nokta budur. pkk içimize yerleşen bir abd askeri gücü tarafından sürekli desteklenmiştir.
içimizdeki kısmı budur ama dışımızdaki kısmı da destektir. kuzey ırak’taki bölgede ise abd’nin pkk’ya desteği son derece açık olmuştur.
şimdi bu sınırın içi ve sınırın dışı olayının önemine gelebiliriz.
1 mart tezkeresi: 2. çekiç güç planı
ikinci körfez savaşı başladığında türkiye’ye yine büyük baskı yapıldı savaşa girmesi için. ama bu defa türkiye’den istenen çok boyutlu bir destekti. türkiye kendi sınırları içinde 80 bin abd askerinin daimi olarak konuşlanacağı bir operasyona izin verecekti. güneydoğu’nun neredeyse tümünde abd askeri hakim olacaktı, bu yetmezmiş gibi bir de iskenderun, mersin, samsun gibi limanların denetimi abd’ye devredilecekti.
bugün çokça bahsi geçen 1 mart tezkeresi buydu.
bu tezkere meclis’te reddedildi. böylelikle bu plan uygulanamadan rafa kaldırıldı.
şimdi kimileri o gün bu tezkere geçse biz bugün sınır ötesi harekât için izin istemek zorunda kalmayacaktık demektedir.
1991-2003 arası dönemi hiç yaşamamış olsak belki böylesine safça bir düşünceye saplanabilirdik ama yaşananlar bizi yeterince bilinçlendirmiş olmalı.
o tezkere kabul edilseydi, ilk körfez savaşı’nın hediyesi olan çekiç güç’ün ikincisi de türkiye’ye yerleşmiş olacaktı. ancak boyutları son derece büyümüş olarak. çünkü çekiç güç 5 bin kişilik bir birlikti. 1 mart tezkeresine göre ise türkiye’ye 80 bin abd askeri yerleşecekti.
ilk çekiç güç pkk’ya yardım etmişti. ikincisinin de farklı olmasını beklemek için herhangi mantıklı bir neden bulunmakta mıdır!
dolayısıyla 2003 yılındaki abd saldırısında türkiye aslında çok büyük bir faciadan kurtulmuştur. bunu tespit etmemiz gerekmektedir.
ama bununla birlikte abd’nin bu saldırısı türkiye’ye yine de çok büyük bir felaket getirmiştir. o felaket ise bugün kuzey ırak’ta oluşan kukla kürt devletidir.
pkk’yı abd destekliyor
burada 1991-2007 arası dönemin kısa bir bilançosunu çıkaralım hemen. bu 16 yıl içinde abd’nin sürekli desteği ile bir kürt devleti kurulmuştur. yine bu 16 yıllık dönemde abd sürekli olarak pkk’yı da desteklemiştir.
pkk’nın güçlenmesini genel kurmay başkanımız gibi üç dönüm noktasında toparlamak mümkündür elbette. ama bu üç dönüm noktasının ortak noktası da abd’nin ortadoğu’ya, ırak’a müdahalesinin pkk’yı güçlendirdiğidir.
ya da biraz daha gözümüzü açalım. abd’nin bu bölgeye tüm müdahalelerinin arkasında bölgede bir kürt devleti kurma amacı bulunmaktadır. bu amaç doğrultusunda da abd kuzey ırak’taki aşiretleri açıktan, pkk’yı ise el altından desteklemiştir.
o halde türkiye’nin temel sorunu pkk ya da barzani değil, bunları şımartan, destekleyen abd’dir.
ve şimdi sınır ötesi operasyon yapmaya kalktığımızda da karşımıza abd çıkmaktadır, elimiz kolumuz bağlanmaktadır.
genel kurmay başmkanımız bu durumu çok özlü bir şekilde “kendi coğrafyamıza hapsolduk” diye özetlemiştir.
bu hapsolmanın üzerinde biraz durmaya gerek vardır.
türkiye neden ve nereye hapsolmuştur acaba?
burası bizce sorunun hem başlangıcıdır hem de sonuç noktası.
pkk bugün gücünü kuzey ırak’ta mı almaktadır?
bizzat büyükanıt’ın açıklamalarına göre pkk üç alanda faaliyette bulunmaktadır. kuzey ırak örgütün barınma ve lojistik, türkiye eylem, avrupa ise siyasi alanıdır.
demek ki pkk’nın faaliyetlerini yürütmesi açısından kuzey ırak bugün için son derece önemli bir üs haline gelmiştir.
ama şunu da bilmekteyiz ki bu örgütü ve kuzey ırak’taki kukla devleti destekleyen önemli bir güç bulunmaktadır: washington. yani kuzey ırak’ın lojistik üssü de washington’dur, eylem alanı ise kuzey ırak’tır.
o halde denklemi baştan ve şöyle kuralım.
pkk için kuzey ırak lojistik üs, türkiye eylem alanı,
abd için washington lojistik üs, kuzey ırak eylem alanıdır.
iki denklemin ortak paydası, gerek pkk’nın türkiye’deki, gerekse barzani’nin ırak’taki faaliyetleri, yani bir devlet kurma yolundaki çabaları, tümüyle abd’nin büyük kürdistan’ı kurma çabasıdır.
abd iki ırak savaşı ile ırak milli devletini yıkmış ve bu durumu kuzey ırak olarak normalleştirmiştir.
şimdi ikinci aşama bu normalleşmeye dayanarak türkiye’nin güneydoğusu’nu ikinci bir kuzey ırak yapmaktır.
(burada hemen bir parantez açalım. bir ülkenin kuzeyi ve güneyi, batısı ve doğusu olarak adlandırılması, sadece o ülkelerin bölünme dönemlerine aittir. doğu roma-batı roma ifadesi bize neyi hatırlatıyor! ortada bir roma imparatorluğu kalmadığını... bugünkü kuzey ırak terimi bile artık bütün bir ırak’ın var olmadığının tespitidir.)
abd’nin planı bu kadar basittir. 1 mart tezkeresi bunun için tezgâhlanmıştı ama tezgâh tutmadı. tezgâh tutmadığı için pkk’ya terörü artırma emri verildi ve pkk da son üç-dört yıldır bunu uygulamaktadır.
dersimiz coğrafya...
o halde bu coğrafyaya hapsolma meselesini biraz daha açalım.
türkiye kendi coğrafyasına hapsoldu demek ne demektir?
türkiye kuzey ırak’a müdahale edememektedir.
peki neden?
orada abd olduğu için.
fakat abd’nin oradaki varlığı coğrafi bir varlık değil tümüyle askeri bir varlıktır. abd binlerce kilometre öteden gelmiş, ırak’ı işgal etmiş ve buraya yerleşmiştir.
türkiye ise kendi coğrafyasında hapistir.
bu hapisliğin hikayesi ise başkadır, anlatalım.
abd türkiye’nin 1990’larda bölgesel güç olma potansiyeli ortaya çıkınca büyük provokasyonlara girişmişti. sivas olayları, gazi mahallesi olayları, uğur mumcu’nun, eşref bitlis’in öldürülmesi hep bu nedenleydi.
tüm bunlara karşı türkiye askeri açıdan dizginlenemiyor, kendi coğrafyasına hapsedilemiyordu. 1999’a gelindiğinde türkiye şam’a nota vermiş ve sınırı geçmeye hazırlanmıştı ki, abd devreye girdi ve apo türkiye’ye teslim edildi.
ama apo’nun teslimi en büyük tuzaktı. abd türkiye’ye apo’yu veriyor, kuzey ırak’ı yasaklıyordu.
yani türkiye apo’yu hapsediyordu sözde, ama aynı zamanda abd de türkiye’yi kendi coğrafyasına hapsediyordu!
kendi coğrafyamıza hapsedilmemizin hikayesi işte böyle başlar.
abd’nin ipiyle inilen her kuyuda yeni bir tuzak vardır yani.
coğrafya nedir peki?
askeri coğrafya var, siyasi coğrafya var, beşeri coğrafya var, fiziki coğrafya var...
hangisinde hapisiz acaba?
siyasi coğrafyada hapisiz. türkiye bir ortadoğu ülkesi, bir üçüncü dünya ülkesi ama yeri batı kampı!
tutsaklık bu siyasi coğrafyada başlıyor. 100 yıldır seni bölmeye çalışanlarla müttefikçilik oynarsan, 1000 yıldır seni anadolu’dan atmak isteyenlerle aynı siyasi kampa girersen olacağı budur.
bu siyasi coğrafya, sizi fiziki coğrafyanıza hapseder.
peki ya askeri coğrafya? onda durum farklı mı?
bir yanda ortadoğu’yu yeniden paylaşan bir askeri pakt ve lideri, nato ve abd, diğer yanda ortadoğu’nun bölünmek istenen ülkeleri. dinsel, mezhepsel ve etnik bölücülüğün hüküm sürdüğü ülkeler ve bu bölücülükleri kullanan askeri ittifaklar.
şimdi türkiye, türkiye’yi etnik olarak bölmek isteyen nato’nun içinde, abd’nin de müttefiki, bulunduğumuz askeri coğrafya bu, ama kendi sınırlarımız içinde ve dışında, bu ittifak ve bu müttefik bir kürt devleti kurmaya çalışıyor.
işte bu askeri coğrafyadır bizi fiziki coğrafyamıza hapseden.
ya beşeri coğrafyamız?
sen balkanlar’dan orta asya’ya bir türk deryasının ortasında bir toparlanma merkezi olamazsan, dünkü kabilelerin bugün birleşip bir devlet kurma aşamasına gelmesine ses çıkaramazsın.
sen türkleri birleştiremezsen kürtlerin birleşmesine engel olamazsın ki. bunu geçtik sen kendi sınırların içinde türk’ü kürde asimile ettirirsen kendi coğrafyana hapsolmayı geçtik, kendi coğrafyanı bile kaybediyorsun demektir.
evet dersimiz coğrafya.
bilenler tahtaya kalksın!
bu ülke daha kaç yıl yaşar bu askeri-siyasi-beşeri coğrafya içinde!
kısacası ahval ve şerait bundan ibaret.
bu ahval ve şerait içinde dahi bir şeyler yapabiliriz diyenlere ise atatürk o günlerden görev yüklemişti.
tayyip ve hilmi bey’ler
şimdi ise kuzey ırak meselesinin biraz da güncel kısmına girebiliriz.
türkiye için kuzey ırak’a girmenin çok zaruri olduğu dönemlerde gereken uyarıları yapmıştık.
türkiye, abd ırak’a saldırmadan önce kuzey ırak’a girseydi bugün yaşanan durum hiç olmayacaktı. abd körfez’e gelmeden kuzey ırak’a giren türkiye, abd’nin savaş gemilerini geri döndürmeye yeterdi.
çünkü böylesi bir durumda abd’nin ırak’a müdahalesi için hiçbir gerekçe kalmayacaktı. abd’nin tek hedefi daha 1991 yılından itibaren bir kürt devleti kurmaktı. kuzey ırak’a giren bir türkiye bunun imkanını ortadan kaldırmış olacaktı. o zaman bölgede güçlü bir türkiye, güçlü bir ırak, güçlü bir iran, güçlü bir suriye var olacaktı ki, abd’nin böylesi bir ortamda ırak’a saldırması düşünülemezdi bile.
ama türkiye’nin böylesi bir müdahaleden uzak durması için abd hem siyasette hem de ordu’da darbe yaptı. akp iktidarı ve hilmi özkök’ün genel kurmay başkanı olması tam da bu dönemin ürünüdür ve hiç de tesadüf değildir.
sonuçta 4 yıllık tayyip erdoğan ve ona bağlı hilmi özkök döneminde kuzey ırak’ta bir kürt devleti kurulmuştur. işte tayyip erdoğan-hilmi özkök ikilisinin türkiye’ye hediyesi budur.
bugün abd’de bir tarikat lideri yaşamaktadır. bu tarikata bağlı bir zaman gazetesi var. ve bu gazetede hilmi bey hep tayyip bey’i destekleyen açıklamalar yapıyor. üstelik ne zaman? genel kurmay başkanı ne zaman gündeme gelse, bir açıklama yapsa, ağırlığını koysa, bu bey hemen ortaya çıkıyor ve hükümeti destekliyor.
bugün çok net olarak görüyoruz ki, türkiye dört yılda bu ikilinin döneminde çok şey kaybetmiş, kürtler ise çok şey kazanmıştır.
hilmi bey genelkurmay sitesindeki özgeçmişine bu ayrıntıyı da eklese sanırız yeridir.
yolun sonu ve yolun başı
fakat o dört yılın son bulması ile birlikte birden tayyip erdoğan hükümeti için de yolun sonuna gelinmiş oldu.
cumhurbaşkanlığını belirlemeye çalışan akp’nin içine düştüğü yıkılma ve dağılma dönemi aslında yaklaşmakta olan yeni bir dönemin habercisidir.
o dönem bundan iki yıl öncesinde bu kadar net görülmüyordu, ama az çok seçiliyordu uzaktan:
“bu arada türkiye’nin içine düştüğü aciz durum bir başka örnekte de ortaya çıkmaktadır. tam telafer saldırısı sürerken barzani, “kerkük için gerekirse savaşırız” diyerek türkiye’yi tehdit etmiştir.
aynı sırada türk genelkurmayı’nın açıklaması ise enteresandır: “ırak’ta türkmenlerin çoğunlukta olduğu telafer’de cereyan eden olaylar dikkatle ve kaygıyla takip edilmekte olup, ilgili tarafların sağduyulu hareket etmeleri beklenmektedir.”
şimdi bu açıklamaya ne demeli? allahın aşiret reisi bile çıkıp savaşmaktan bahsederken, katliama uğrayan türklerin ordusu, kaygıyla izlemekten bahsetmektedir!
üstelik tarafları sağduyuya davet etmektedir. bu, türkiye’nin abd, kürtler ve türkmenlere eşit mesafeden baktığı anlamına gelir ki sağduyu çağrısı abd ve kürtler tarafından ‘savaşırız’ diye yanıtlanmıştır. o halde geriye türkmenlerin sakin olması kalmaktadır. onlar da sakin olmayı öneren kuvvet kadar sakin olurlarsa ortada türkmen falan kalmayacaktır.
oysa yukarıda da anlattığımız gibi bundan 80 yıl önce terhis edilen ordumuz bile ermenistan’a girmiş ve türkleri soykırımdan kurtarmıştı. ancak 80 yıl sonra dünyanın en güçlü ordularından denilen türk ordusu sadece kaygıyla izleyen bir kuvvet haline getirilmiştir.
ancak bu durumun da sürekli böyle devam etmeyeceği iyi bilinmelidir. türkiye ne kadar sakin olsa da abd türkiye’ye doğru gittikçe yaklaşmakta ve bir savaşı dayatmaktadır. yaklaşan türk amerikan savaşı türkiye’nin tüm dinamiklerini toptan değiştirecektir.
öncelikle abd ile işbirliği yapacak bir iktidar abd ile savaşta yerinde kalamayacaktır. ancak böyle bir iktidarın abd ile karşı karşıya gelemeyeceğini de bilelim çünkü bu iktidar zaten sadece dış destekle ayakta durabilmektedir. muhtemel türk-amerikan savaşı işbirlikçi iktidarın yıkılmasını getirecektir.
ikincisi, türkiye böyle bir durumda, kaybettiği tüm stratejik mevzilere doğru, yeniden kazanma politikası izlemek zorundadır. bu, hem kuzey ırak’a, hem de azerbaycan’a doğru, askeri bir hareketliliği gerektirir. böyle bir hareketlilik ise kaygıyla izlemeyecek bir heyeti mecbur kılar. ama zaten böyle bir savaş anında bu değişiklik de olacaktır.
bu arada ab’nin aralık zirvesi öncesi türk-ab ilişkilerindeki gerilmeyi de göz önünde bulunduralım. görülen o ki türkiye, umut bağladığı tüm “müttefikleri” tarafından ortada bırakılmıştır. bu durumda türkiye’nin başka bir yol araması gerekecektir.
böyle bir değişimin dinamikleri oluşmaya başlamıştır. bunu tespit eden bir uluslararası strateji kuruluşu bu gerilimin iki sonucunu tespit etmektedir; bir, türkiye’nin abd’nin denetiminden çıkması, iki, darbe etkisi!”
(20 eylül 2004, yahudi-kürt-ermeni seddi, türksolu)
...
evet türkiye yeni bir yol arayışının içine girmiş bulunuyor. yaşar büyükanıt’ın genel kurmay başkanlığı ile birlikte başlayan dönem bu açıdan son derece umut vericidir.
son bir aydır türkiye’de artık asker konuşmakta, gidişatı belirlemekte, hükümet ise dağılmaktadır. bu da gayet doğaldır çünkü terör söz konusu olduğunda politikacılarımız susarlar. onlar terörle mücadeleden değil teröre destekten yanadır.
bu vatanı, bu bayrağı, bu milleti korumak dendiğinde ise yine iş askere kalır. asker şimdi o yükü sırtına almış görünüyor.
türkiye’yi kuzey ırak’a girmeyelim, bu provokasyon olur, zaten abd’nin ve pkk’nın isteği bu diyenlere hiç aldırış etmemek lazım. türkiye kuzey ırak’a girer ve bu sorunu çözer.
kuzey ırak’a giren türkiye sadece fiziki coğrafyasını değil, askeri-siyasi-beşeri coğrafyasını da değiştirir, yeni dünyalara açılır.
o nedenle işin düğümü türkiye’nin artık bu hapislikte, bu kuşatmada, bu kıskaçta kalmaması, mutlaka ama mutlaka, bir yarma harekâtı ile sınırlarının dışına, doğal sınırlarına taşmasıdır.
böylesi bir dönemde sadece sınır ötesindeki mikropları değil, sınır içindeki mikropları da temizleyeceğimiz aşikardır. tayyip bey’in ve medyasının imdat çığlıkları bundandır zaten...

igrenc espriler

elektrik sandalyesinde oturan idam mahkumu ne demis?
cok korkuyorum elimi tutar misin ???


arkadaslar telefonlar dinleniyormus...
ıyi iyi dinlensinler zaten çok yorulmuslardi...


saatin çalisiyo mu?
evet
benimkine de is bulsana...


bir adam kendini surekli kanalizasyona atiyormus
neden?
kendini bi bok saniyormus.


eli olmayan babaya ne denir?
no-el baba...


ben sünnete karsiyim.
gençlerin önünü kesmeyelim...


bir gökdelenin üzerinde kirmizi bir isik yanip sönüyormus neden?
cünkü binanin sarji bitiyormus...


tarti neden tartmamis?
çünkü üzerinde anti-tartar dismacunu varmis..


sinüs 60, kosinüs tutmus...


karinca bir zencinin koluna düsmüs ne demis?
karakola düstüm.



size bir killik yapayim ; içine killarinizi koyarsiniz..



viyana kusatmasi neden bitmis?
etrafta atacak kus kalmadigi için...



ben her seyi dusunurum demek ki ben tefalim.



en hizli sayi hangisidir?
10
niye?
onun arabasi var...



temel arabasiyla dag basinda giderken benzini bitmis. bari beni benzinciye kadar idare etsin diye depoya isemeye baslamis.
yoldan gecen bir adam merak icinde sormus:
abi bu senin yaptigin normal mi?
hayir demis temel "kursunsuz".



cok iyi gobek atan kazana ne denir?
ıyi oynayan kazansin



bagirsak kurtlari bagirsakta yasarlar bagirmasak ta



jilet sen sor ben soyleyim



tem otoyoluna muz duserse ne olur?
cevap temmuz



ridvan'in bi buyugu nedir?
ridtwo



yerin kulagi var benim de kulagim var...
ben yer miyim ? hayir yemem...



size deniz anasi taklidi yapayim mi...?
deeeniiiizzz ggeeell yavruumm geell annecim.



allah bana "yuru ya kulum" dedi.
arabayi sattim



bir adam colde kalmis ve cayi cok severmis,
cay bulmus icmemis neden?
cunku ulkersiz bir cay saati dusunulemez.



volkswagen passat, sahsi oynama



peder amca senin oglun toptu ya
eee
simdi tufek olmus



can neden bogazdan gelir?
can emirgan'da oturdugu icin.



can bedenden cikmayinca ne olur?
diger derslerinden geri kalir


tukenmez kaleminin yayini versene
napican?
yayla lezzet testi


sen terlemissindir, sana terlik getiriyim


ne diyon?
celine dion


bana yamuk yapma! ama kare, cember falan yapabilirsin.



bi adam karisini dovuyormus,kapi calmis karisini dovmeye birakmis neden?
esek sudan gelmis



tomi'nin annesi kimdir?
anatomi


arkeologlar arka bahcede kazi yapiyorlarmis, kaz olmus



bebegin tekine tır carpmis ama olmemis,neden?
bezi bariyerliymis.


bol keseden atmis, dar keseden esek.

entryin mi var derdin var

valla öyle entrin mi var derdin var. hata yapmaya gör hemen enseleyiveriyorlar seni. yukarıda bir kırmızı kutu " 1 yeni mesajınız var" açıyorsun yiyorsun azarı sonra da paşa paşa düzeltiyorsun.çooook doğru çoook entryin mi var derdin var.*

cene suyu

bu nasıl su markası yahu yarın bir gün biri de kalkar kelle paça suyu yapar gerekçe : esinlendim.*

kelepceliyim ben sana

bir funda arar şarkısı:

kanunu yok bu aşkın
galibi, mâlubu yok
kaybolduk birbirimizde
kendini çaldın sen benden

kelepçeliyim ben sana
yüreğimden ta derinden
suçum da sensin cezam da
kaçıp gitme ellerimden

mahkumu yok bu aşkın
yanlışı, doğrusu yok
hapsolduk birbirimizde
kendini çaldın sen benden

kelepçeliyim ben sana
yüreğimden ta derinden
suçum da sensin cezam da
kaçıp gitme ellerimden.

karafatma

küçükken bu karafatmaları yakaladığım yerde gözlerine kırmızı biber atardım.*

shrek

şu günlerde net te farklı versiyonlarda seslendirilmiş hali dolanan film.
hayranım size benim canım ülkem, bu ne yaratıcı zeka örneğidir ya rabbim diyesim geliyor.*

turban neyi kapatmaz

"türban yani baş örtüsü müslümanlara allah tarafından verilen bir emirdir. baş ve boyun bölgesini yabancı gözlerden kamufle etmek maksadıyla kullanılan bir giysidir" denir ben tanımlayanlanların yalancısıyım.
<bkz: türban neyi kapatır>

ayrıca <bkz: kuran ı işine geldiği gibi yorumlamak>

islam a uygun cikma teklifleri

bir de çıkamayanlar var misal:
köyün birinde genç ve yakışıklı bir imam varmış.bir gün köylü kızlardan birine aşık olmuş ertesi gün istemeye gitmişler ama ailesi kızı vermemiş imam öğle namazı için camiye gitmiş
almış eline mikrofonu ve
-bu ezanı sevipte kavuşamayanlar için okuyorum demiş.

hiz yapanlarin penisi kucuktur

avustralya’da hükümeti tarafından başlatılan bir reklam kampanyası.
avustralya’da hükümet trafik kazalarını önlemek için ‘sıradışı’ bir reklam kampanyası başlattı. reklamdaki kızın yaptığı işaret günün konusu oldu.
avustralya’da trafik kazalarının gün geçtikçe arttığını fark eden hükümet ‘sıradışı’ bir reklam kampanyasıyla sürücüleri uyardı. görenleri gülümseten reklamda genç bir kadın küçük parmağını kıvırarak karşısındakine manalı bir bakış fırlatıyor. bunun, gençlerin ‘işaret dilinde’ küçük penis anlamına geldiğini belirten yetkililer trafik kazalarına karşı yapılan ve içinde geleneksel figürler taşıyan projelerin günümüzde işe yaramadığının altını çizdi.
devletin kampanyaya 850 milyon pound harcadığını belirten hükümet sözcüsü john whelan konuyla ilgili olarak şunları söyledi: ‘artık araba kazalarını ‘dehşet’ sahneleriyle dolu görsel malzemelerle resmeden reklamlar kimsenin ilgisini çekmiyor. bu reklamda kullandığımız işaret özellikle hız yapan gençlere şu mesajı veriyor: ‘hızlı gittiğin zaman kimse senin ‘büyük’ olduğunu düşünmeyecek’.
avusturalyalı selmadan...

exnihilo nun mehdi olma kehaneti

biri bunun şaka olduğunu söylesin.*

nosyon

birşeyin üzerinde gerekli bilgi kavram.